16.2.13

Şehzade Mustafa Nasıl Öldürüldü?



Mahidevran Sultan Kanuni'yle tahta çıkmadan önce Manisa valisi olarak görev yapmaktayken evlendi. Şehzade Mustafa, 1515 yılında babası Kanuni'nin Manisa Sancakbeyliği sırasında doğdu. Mustafa çok iyi eğitilmiş bir şehzade, çok cesur ve başarılı bir askerdi de aynı zamanda. Halk ve asker nezlinde de çok sevilirdi.Kanuni Sultan Süleyman, yaşı ilerleyince oğullarından hangisinin tahta çıkacağı yönünde bir çekişme başladı.

HÜRREM MUSTAFA’YI DEVRE DIŞI BIRAKMAK İSTİYORDU
Hürrem Sultan, Kanuni'nin ilk oğlu Şehzade Mustafa'yı devre dışı bırakıp kendi oğullarından birini tahta çıkarmak için bir strateji izlemeye başlamıştı. Bu arada Hürrem Sultan, kızı Mihrimah Sultan'ı Rüstem Paşa ile evlendirdi.Daha sonra veziriazamlığa yükselecek olan Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa’nın bertaraf edilerek yerine Hürrem Sultan’ın oğullarından birisini veliaht tayin ettirmesinde en büyük yardımcısı olacaktı. Her ne kadar hemen herkes Şehzade Mustafa`nın Kanuni sonrasında tahta geçmesinin uygun olduğunu düşünse de, Hürrem ve Rüstem Paşa Şehzade Mustafa`ya karşı müthiş bir kin duyuyorlardı. 

PARGALI İBRAHİM MUSTAFA'YI DESTEKLİYORDU
Damat İbrahim Paşa’nın bir de Şehzade Mustafa’yı desteklemesi belki de ona en büyük düşmanını kazandırmıştı. Hürrem Sultan'ı. Hürrem Sultan bütün gücü ile Paşa’nın aleyhinde çalışıyordu.
Paşa’nın Hatice Sultan ile ilgilenmediği, bazı cinayetleri gizlediği, hediye gönderilen Kuranı Kerimleri kabul etmediği, gizli hristiyan olduğu, devletin parasını müsrifçe harcadığı söylentilerine artık Kanuni de inanmaya başlamış ve eski dostu ile ayrılmanın vakti geldiğini düşünerek onu öldürtmeye karar vermişti.
1536’nın Mart ayında iftar için saraya çağrılan İbrahim Paşa, iftardan sonra bir odaya çağrılarak, daha sonra Şehzade Mustafa’yı da boğdurtmakta kullanılacak sağır ve dilsiz cellatlar tarafından boğduruldu.

ORDU MUSTAFA'YI SULTANLIĞA UYGUN GÖRÜYORDU
İmparatorluğun büyük başarılar elde ettiği bu dönemde bir yandan da taht kavgaları için için devam etmekteydi.  Ordu, ulema ve meşayih Şehzade Mustafa`nın sultanlığının uygun olduğunu düşünüyordu.

Veliahtlık meselesi ile ilgili dedikodular yapılmaya başlayınca, Kanuni yanındakilerin de teşviki ile Şehzade Mustafa'yı saltanat merkezine daha yakın olan Manisa sancakbeyliğinden alarak yerine Şehzade Mehmet tayin etti.

ŞEHZADE MUSTAFA AMASYA'YA GÖNDERİLDİ
Manisa sancakbeyliği, padişah`ın vefatı durumunda yerine geçecek şehzadeye ayrılan bir yer olarak bilinmekteydi. Burada sancakbeyliği görevini yürüten Şehzade Mustafa bir zaman sonra Amasya`ya kaydırıldı.

MAHİDEVRAN OĞLUYLA BERABER GİTTİ
Gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran Sultan da oğluyla birlikte Amasya'ya gitti.

HÜRREM OĞULLARINDAN BİRİNİ SULTAN YAPMAK İSTİYORDU
Manisa'ya ise, Kanuni'nin Hürrem'den olma ve Şehzade Mustafa`dan altı yaş küçük oğlu Şehzade Mehmet getirildi. Bunun anlamı, Hürrem'in oğullarından birinin sultan olması için yoğun bir çaba gösterildiği ve Kanuni'nin de bu etkiye direnemediğiydi.

Tüm bunlar gerçekleşirken beklenmeyen bir durum ortaya çıktı. Kanuni'nin Şehzade Mustafa'ya tercih ettiği Şehzade Mehmet, henüz 22 yaşında iken vefat etti.

Şehzade Mehmet'in vefatından sonra Şehzade Mustafa bir kez daha öne çıksa da, Manisa Sancakbeyliğine bu kez yine Hürrem'in oğlu olan Şehzade Selim getirildi. Bu durum, Hürrem'in kendi oğullarından birisini sultan yapmak konusundaki ihtirasını ve gayretini göstermekteydi.

RÜSTEM PAŞA ŞEHZADENİN MÜHRÜNÜ KAZITTI
Saraydaki entrikalar bitmek bilmiyordu. Art arda yapılan iftiralar yavaş yavaş padişahın şahzadeye karşı olumsuz bir fikre kapılmasını sağlayacaktı. Bunda, Sadrazam Rüstem Paşa’nın etkisi büyüktü.

Rüstem Paşa, gizlice şehzadenin mührünü kazıttı. Şehzade Mustafa’nın ağzıyla İran Şahı Tahmasb’a bir mektup yazdı. Şahın cevaben yazmış olduğu mektubu da ele geçirdi. Gerektiğinde bu sahte mektupları padişaha gösterecek ve şehzadenin sonunu hazırlayacaktı.

1552 yılında Rüstem Paşa Doğu Seferi’ne gidecek ordunun başına getirildi. Rüstem Paşa, sefer sırasında Anadolu’da herkesin Şehzade Mustafa’yı desteklediğini gördü. Askerler arasında da, artık 60 yaşına gelmiş olan Kanuni’nin kocadığı, zaten son on yıldır ordunun başında sefere bile çıkmadığı, yerini bu işi gerçekten hak eden Mustafa’ya bırakması yönünde dedikodular yayılmaya başladı.

KANUNİ’Yİ OĞLUNA DÜŞMAN ETTİ
Rüstem Paşa, bir adamını İstanbul’a göndererek meydana gelen olayları ayrıntısıyla Kanuni’ye iletti. Bu arada daha önce Şah Tahmasb’a yazdığı sahte mektupları da Şehzade Mustafa’nın aleyhine delil olarak gönderdi. Rüstem Paşa, Kanuni’yi tamamen oğluna düşman etmişti. Özellikle “tahtı bırakması” yönündeki dedikoduları duyan Kanuni, iyice sinirlenmiş ve üzülmüştü.

Kanuni Sultan Süleyman derhal Rüstem Paşa’yı geri çağırarak seferin ertesi yıl bizzat kendi idaresinde yapılacağını bildirdi. Ertesi yıl 1553′te İran Seferi’ne padişah kendi çıktı. Ordu, 5 Ekim 1553 yılında Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe denilen mevkide konakladı.

Padişahın yanında Şehzade Cihangir ve yolda orduya katılan Şehzade Selim bulunmaktaydı. Kendisine orduya katılması talimatı verilen Şahzade Mustafa, babasının kendisiyle ilgili düşüncelerinden habersiz, orduya katıldı. Kendisini çok seven ikinci vezir Kara Ahmed Paşa’nın ikazlarıyla bazı şeylerin ters gittiğini fark etti.

BABASININ KENDİSİNİ ÖLDÜRECEĞİNE İNANMADI
Akşama doğru babasının otağından kendisine doğru üzerinde kağıt bulunan bir ok atıldı. Kağıtta, babasının otağına kesinlikle gitmemesi, aksi halde babasının onu öldüreceği yazılıydı.

Şehzade Mustafa bunu Rüstem Paşa’nın kendisine karşı bir hilesi olarak düşündü. Hem otağa gitmemenin babasına karşı bir saygusuzlık olacağını düşündü. Ayrıca Şehzade Mustafa, babasının kendisini öldürebilecek büyüklükte bir suç işlemediğini ve Rüstem Paşa dahil hiç kimsenin , babasının kendisine ölüm kararı verebilecek derecede etkileyebileceğine inanmıyodu.

7 DİLSİZ CELLAT TARAFINDAN BOĞDURULDU
Çadıra giren şehzadeye yedi dilsiz cellat saldırdı. Şehzade Mustafa mücadele etmesine rağmen, cellatlar tarafından boğularak öldürüldü.

Şehzadenin cenazesi Bursa’ya gönderilerek İkinci Murad türbesine defnedildi.

MAHİDEVRAN İYİCE GÖZDEN DÜŞTÜ
Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra Mahidevran Sultan iyice gözden düştü. Yaşamının büyük bir bölümünü fakir olarak oğlunun mezarının bulunduğu Bursa’da geçirdi.


4.2.13

Terkedilmiş Ada






Bu film seti gibi görünen ama tamamen gerçek, terkedilmiş ada Hashima adası...

Japonyaya ait olan ada dev bir savaş gemisine benzemesinden ötürü 'Battleship Island' olarak da anılıyor. Ada Japonya'nın güneyinde, Kyushu adasının güneybatısında yer alıyor ve sahilden sadece 3 km uzaklıkta. Ada aslında 480x160 metre büyüklüğü ile minik bir şehir kadar bile değil ancak 1887 yılında adada kömür madeninin bulunması ile göç almaya başlıyor ve hızla çoğalan nüfusu ile dünyanın en kalabalık şehri ünvanını kazanıyor. 1800'lerin sonu Japonya'da endüstrileşmenin en yoğunluklu yaşandığı dönemler. Hashima'dan çıkan kaliteli kömür, adanın kısa sürede Mitsubishi tarafından satın alınmasını sağlıyor. 1890'dan itibaren tamamen Mitsubishi tarafından işletilen maden ocakları deniz altında 1100 metreye kadar iniyor. Bu verimli kömür madenlerinde çalışan işçiler, aileleri, pazar yeri, hastane, oyun parkları, sinema derken adanın nüfusu 5.300'e dayanıyor. Bu da adaya dünya üzerinde en yüksek yoğunluklu insan nüfusu rekorunu kazandı. Ada tayfunlardan ve tsunamilerden etkilenmesin diye etrafı yüksek beton duvarlarla çevriliyor.

Hatta dünyanın ilk betonarme binası bu adada yapılıyor ve tam 9 katlı. Zamanla dünyada kömür enerjisi yerini petrole bırakıyor ve 1960'larda Japonya sanayinde kullanılan enerji tamamen petrol merkezli hale dönüşüyor.

Petrolün enerji pazarına hakimiyeti adanın sonunu hazırlıyor ve Mitsubishi 1974'de madeni kapatıyor. Adada yapacak iş bulamayan sakinler çamaşır makinelerini, koltuklarını, oyuncaklarını ve daha aklınıza ne gelirse geride bırakıp adayı terk ediyorlar...

1974'de nüfusu sıfıra inen Hashima adası o zamandan beri hayalet şehir olarak anılıyor. 38 sene boyunca Mitsubishi'nin mülkiyeti olmaya devam eden ada 2009'da Nagazaki şehri yönetimine bedelsiz olarak veriliyor.

Şu an adanın sanayi devriminin önemli bir göstergesi olması sebebi ile UNESCO Dünya Mirasları Listesine alınması söz konusu.

Ada uzunca bir süre herkese kapalıydı. 2005 yılında ilk olarak gazeteciler girdikten sonra Hashima'nin turist ziyaretlerine açılması planlandı. Ancak adadaki binaların oluşturduğu tehlike bölgenin turistik olmasını engelliyor.


















27.1.13

Nazilerin Dehşete Düşüren Deneyleri



Alman hemşirelerin, NAZİ’lerin Polonya’dan “Ari ırk” diye topladığı çocukların saçları büyüdükçe koyulaşması üzerine öldürülmemeleri için UV ışınlarına maruz bıraktıkları ortaya çıktı. Almanya’da iktidara geldikten sonra saf bir Alman ırkı yaratmak için kolları sıvayan NAZİ hükümetinin, “Ari Irk” projesinde ışın tedavisinin kullanıldığı belirlendi. Yahudilerin imhasının baş planlayıcısı olan Dr. Heinrich Himmler’in İkinci Dünya Savaşı sırasında başlattığı “Lebensborn Projesi” kapsamında, işgal edilen Polonya’dan on binlerce sarı saçlı mavi gözlü çocuk ari ırk projesi için ailelerinden kopartılarak Almanya’ya getirildi. Hemşirelere emanet edilen bu çocuklar daha sonra SS subaylarına evlat olarak veriliyordu. Ancak “ari ırk” diye getirilen bazı çocukların yaşları ilerledikçe saçları kahverengiye dönüyordu. Projeye göre bu çocukların imha edilmesi gerekiyordu. Ancak hemşireler, projenin dışına çıkmadan bu çocukları öldürmemenin bir yolunu buldu. Saçları kahverengiye dönen çocuklar, gözleri bağlı veya gözlük takılarak saatlerce UV ışınlarına maruz bırakıldı. Bu yöntemle kahverengiye dönen saçları yine sarı bir hal aldı. O döneme ait yeni ortaya çıkan bu fotoğraflarda çocuklara uygulanan güneş ışını terapisi net bir şekilde gözüküyor. Lebensborn Projesi’nde tam bir Alman disiplininde yetiştirilerek asimile edilen çocuklar başarılı oldukları taktirde NAZİ subayları tarafından evlatlık ediniliyordu. Başarısızlık ise ötenazi ile ölüm demekti. Ancak cellatları olacak hemşireler, bu çocukları yaşatmak için gizlice ışın tedavisi yönetimini uyguladılar.













26.1.13

Başbakan'ın Zırhlı Aracı BMW 760Li High Security



Devletin zirvesinde güvenlik her şeyin önünde gelir. Özellikle de sık sık otomobille yolculuk yapıyorsanız, içinde bulunduğunuz aracın sizi çok sıkı bir şekilde koruması gerekir. Başbakan Erdoğan da günün standartlarını belirleyen yeni makam aracıyla artık daha güvende. BMW’nin amiral gemisi 7 Serisi’nin zırhlı versiyonu olan araç 760Li High Security adını taşıyor.

Zırhlı 760Li’de 544 HP gücünde 6.0 lt’lik çift turbo beslemeli V12 motor görev yapıyor. Acil durumlarda gerekli kaçış ve takipler için 0-100 km/s hızlanmasını 6.2 saniyede tamamlayan 760Li High Security’nin maksimum hızı ise 210 km/s’de sınırlandırılmış.

Aracın saydam olmayan bölümleri şu an kabul gören en yüksek balistik koruma seviyesi olan VR9’u karşılarken, bunun anlamı aracın içindekileri ağır makineli silahlardan el bombalarına kadar etkilenmemesi. 6 cm kalınlığındaki polikarbonat cam yüzeyler de AK-47 ya da bilinen adıyla Kalaşnikof tüfeklerine mukavemet gösterebiliyorlar.

Sadece ateşli silahlara değil, aynı zamanda biyolojik silahlara, gaz bombalarına ve yangınlara karşı da dayanıklılık sunan BMW 760Li High Security, dışarıdaki havanın araç içindekiler için tehlikeli olması halinde hava akışını otomatik olarak keserken, deposundaki oksijeni kabine veriyor.

Almanya satış fi yatı 450.000 Euro olan BMW 760Li High Security, Başbakanlık tarafından kamu yararını gözetmek adına Almanya’dan aylık 6.500 Euro karşılığında kiralandı.

Ön konsolda eklenen özel kumanda paneli, acil durumda devreye sokulması gereken tüm sistemlere müdahale edilmesini sağlarken, araç dışıyla iletişim imkanı sunan “intercom” özelliği de mevcut.

Michelin imzalı patlamayan özel lastikler hem yükselen ağırlıkla baş ediyor hem de parçalanmaları halinde bile yola devam edebiliyorlar. Aracın süspansiyon ve fren sistemi de güçlendirilmiş.

BMW’nin geleneksel iDrive kontrol sistemi standart modellerde konfor ve lüks donanımlarına ev sahipliği yaparken, High Security modelinin güvenlik özellikleri de bu sisteme entegre edilmiş.

Bagaj hacmi standart modellere göre küçülmüş olsa da hacim hala yüksek. İstek üzerine hem bagajda hem de iç mekanda iki makineli tüfek için özel muhafaza bölümleri sunuluyor.

6 cm kalınlığındaki polikarbonat camlar VR7 balistik koruma seviyesi sağlarlarken, bir zırhlı aracın yumuşak karnı olan kapılar ve cam birleşim noktaları ekstra güçlendirilmiş.











25.1.13

Topkapı Sarayı'ndaki Osmanlı Hazinesi



Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478’de yaptırılan ve Osmanlı Devleti’nin 380 yıl idare merkezi ve resmi ikametgahı olarak kullandığı Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki eserlerin muhafaza altına alındığı bazı depoların kapıları açıldı. Depoda Osmanlı Devleti’ne ait bir çok silah ve savaşcı kıyafeti bulunuyor.